Ari

Çİçek Sekban Tüfekçi’nin Ari kitabını okumaya karar vermemdeki en büyük neden bu romanı sadece bir Cumhuriyet Kadını’nın yazabileceğinin belirtilmesiydi. Okudukça gerçekten de yazara hak verdim. Ancak bir Cumhuriyet Kadını tarihi ve köken araştırmalarını bu şekilde yorumlayarak korkusuzca anlatabilirdi. Bundan dolayı Çiçek Sekban Tüfekçi’ye ayrıca teşekkür ederim.

Ari’yi okumaya başlamadan önce konusu ile ilgili hiç bir bilgim yoktu. Okumaya başladığımda ise kitabın aslında daha kapsamlı olduğunu farkettim ve doğru bir karar verdiğimi anladım.

Dedesi ve babannesi tarafından büyütülen Zümrüt’ün hayatı bir gün antika dükkanlarına gelen bir kadın tarafından hiç tahmin etmediği şekilde değişiyor. Bu kadının gelişi ile beraber dedesi yıllardır sakladığı bir sırrı Zümrüt’e anlatıyor ve onu geçmişi araştırmaya itiyor. Aslında o güne kadar dedesi sürekli olarak Zümrüt’ün bir makale yazmasını ve bunun da tarihi içermesi gerektiğini belirterek bu eğitimi almasını sağlıyor. Antika dükkanında çalışması ve dedesine yardım etmesi de aslında bu güne onu hazırlamak için bir basamak olarak düşünülüyor.

Bu geçmiş sadece Zümrüt’ün değil, bütün bir ulusun geçmişi haline geliyor ve bu nedenle tehlikeler de ortaya çıkıyor. Geçmişini bilmeyen bir ulus asla gerçek bir halk olamaz. Zümrüt bütün zorluklara, ölümlere, kaçırılmalara ve tehditlere rağmen Sümerlere kadar uzanan, Atatürk’ün de son nefesini verene kadar araştırmaya devam ettiği köken araştırmasına devam ediyor. Atatürk’ü ve onun araştırmalarını da kitabına dahil eden Zümrüt sonunda araştırmayı bitiriyor.

Aslında sadece eski eşyalar olarak düşünülen antikaların her birinde bir tarih olduğu ve bu tarihin araştırılması gerektiği öyle güzel anlatılmış ki… Kitap tek solukta okunabilecek kadar akıcı ve heyecanlı…

Okumanızı tavsiye edeceğim kitaplar arasında yerini aldı Ari… Şimdiden iyi okumalar 🙂