Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Stefan Zweig’in  Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitabı hayal kırıklığıyla yaşamış bir kadının gizli aşkına yaşadıklarını ilk ve son kez anlattığı ve beyaz güllerin nedenini paylaştığı bir isyan…

Düşünün ki yıllar boyunca her doğum gününüzde gizli birinden beyaz güller alıyorsunuz… Öyle ki artık her doğum günü sabahı aldığınız bu güllere alıştığınız için kimden geldiğini sorgulamıyorsunuz bile… Sonra bir gün bu güllerle beraber bir mektupta alıyorsunuz… Alışmış olduğunuz düzenden farklı olduğu için merak ediyor ve okumaya başlıyorsunuz…

Bir adam adını bile bilmediği bu kadının hayatına girip, bir kadının hayatında bu kadar büyük bir yer kapladığını nasıl bilemez ki? Üstelik birden fazla kez beraber zaman geçirmelerine rağmen nasıl hatırlamaz ki?

4-5 sayfa ile bütün yaşananlar anlatılabiliyor, bütün acılar paylaşılabiliyor… Okurken neden bunu daha önce yapmadığını düşündüm hep… Ben olsam bu kadının yerinde Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nu yazar mıydım gizlice sevdiğim adama?
Sanırım yazmazdım cünkü sevgi karşılıklı olduğu zaman daha güzel daha içten yaşanıyor…

Bu kitaptaki aslında en etkileyici şey Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nun bir erkek tarafından yazılmış olması… Stefan Zweig nasıl bir kadın gibi düşünüp hissedebildi, nasıl bu kadar derin bir aşkı satırlara taşıyabildi inanın bilemiyorum. Bu kadar etkileyici bir anlatımı olabileceğini hiç tahmin etmemiştim. Stefan Zweig’in kitaplarını okumaya başlamamın gerçek nedeni aslında sayfa sayılarının az olmasından dolayı işten eve dönerken serviste rahat okuyabilecek olmamdı… Ancak ilk kitaptan sonra bu yazarın kitaplarının sadece eve dönüş yolunda okunamayacak kadar özel olduğunu farkettim…

Etkileyici, sürükleyici ve iz bırakıcı… Herkese tavsiye ederim…

İyi Okumalar 🙂

Bilinmeyen Bir Kadinin Mektubu